Salı , 14 Temmuz 2026

2026-2027 Türkiye ve Dünya Ekonomik Görünüm

Ahmet GÜZEL
WRS İmperium, Yönetici, Sorumlu Ortak

2026-2027 EKONOMİK GÖRÜNÜM

Dünya ve Türkiye Ekonomisi Üzerine Tespitler ve Öngörüler
Son Üç Yılın Verileri Işığında Makroekonomik ve Alt Sektörel Bir Değerlendirme, Temmuz 2026

ÖZET

Dünya ekonomisi 2023-2025 döneminde yılda ortalama yüzde 2,9 (piyasa kurlarıyla) büyüyerek şoklara karşı direnç göstermiş; ancak 2026’da Orta Doğu’da patlak veren savaş ve Hürmüz Boğazı kaynaklı enerji şoku, küresel büyüme tahminlerini yüzde 2,5-3,0 bandına indirmiş ve dezenflasyon sürecini tersine çevirmiştir. ECB ve Japonya Merkez Bankası yeniden faiz artırımına geçmiş, Fed indirim döngüsünü askıya almıştır. 2027’de yüzde 2,8-3,4’lük küresel toparlanma öngörüleri, enerji piyasalarının normalleşmesi varsayımına dayanmaktadır.

Türkiye, Haziran 2023’te başlayan istikrar programıyla enflasyonu yüzde 75’lik zirveden 2025 sonunda yüzde 31’e indirmiş, bütçe açığını GSYH’nin yaklaşık yüzde 2,9’una çekmiş, kredi notlarında art arda iyileşme sağlamış ve 2025’te kişi başına geliri 18 bin doların üzerine taşımıştır. Ancak 2026’nın ilk yarısında küresel enerji şoku ve gerilimler dezenflasyonu duraksatmış; TCMB politika faizini yüzde 37’de sabitleyerek beklemeye geçmiş, yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’ya yükseltmiştir. 2026 büyümesinin yüzde 2,8-3,8, 2027 büyümesinin yüzde 3,5-4,3 aralığında gerçekleşmesi; enflasyonun 2027 sonunda yüzde 15-20 bandına inmesi beklenmektedir.

Sektörel düzlemde ekonomi ‘iki vitesli’ seyretmektedir: savunma sanayii (2025 ihracatı 10,6 milyar dolar, +%49), turizm (65,2 milyar dolar gelir), havacılık, enerji dönüşümü (Akkuyu 2026 sonbaharında devrede) ve e-ticaret rekor kırarken; tekstil-hazır giyim yapısal daralmada, imalat PMI’ı 27 aydır 50’nin altında, tarım ise 2025’teki don-kuraklık şokunun ardından 2026’da güçlü bir rekolte toparlanmasına yönelmiştir. 2026-2027’de faiz indirimlerinin yeniden başlamasıyla bankacılık, inşaat-gayrimenkul ve iç talebe dönük sektörlerde kademeli canlanma; ihracatçı sanayide ise reel kura bağlı baskının sürmesi öngörülmektedir.

GİRİŞ

Dünya ekonomisi, 2020’li yılların ortasına art arda gelen şokların gölgesinde girmiştir. Pandemi sonrası toparlanmanın ardından yaşanan küresel enflasyon dalgası, tarihin en hızlı ve en eşgüdümlü parasal sıkılaştırma döngülerinden birini tetiklemiş; 2024 ve 2025 yıllarında enflasyonun yavaşlamasıyla başlayan faiz indirimi süreci ise 2025’te Amerika Birleşik Devletleri’nin kapsamlı tarife politikalarıyla, 2026’nın ilk yarısında da Orta Doğu’da patlak veren ve Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji arzını vuran çatışmayla kesintiye uğramıştır.

Bu makalenin kaleme alındığı Temmuz 2026 itibarıyla küresel ekonomi, bir yandan yapay zekâ yatırımlarının sürüklediği güçlü bir teknoloji-yatırım dalgasının, öte yandan yeniden alevlenen enflasyon ve jeopolitik belirsizliğin eşzamanlı etkisi altındadır, denilebilir.

Türkiye ekonomisi ise aynı dönemde kendi iç dönüşümünü yaşamıştır. Haziran 2023’te başlayan ve kamuoyunda ‘rasyonel politikalara dönüş’ olarak adlandırılan istikrar programı, politika faizinin yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye çıkarılması, mali disiplinin güçlendirilmesi ve ücret-kur çıpasına dayalı bir dezenflasyon stratejisiyle yürütülmüş; yıllık tüketici enflasyonu Mayıs 2024’teki yüzde 75,45’lik zirvesinden 2025 sonunda yüzde 31’e kadar gerilemiştir. Ne var ki 2026’nın ilk yarısında küresel enerji şoku ve gerilimler dezenflasyon sürecini duraksatmış ve Merkez Bankası’nı faiz indirim döngüsüne ara vermek zorunda bırakmıştır.

Bu çalışma, 2023-2025 dönemine ait gerçekleşmiş verilerden hareketle dünya ve Türkiye ekonomisine ilişkin temel tespitleri ortaya koymakta; ardından uluslararası kuruluşların (IMF, OECD, Dünya Bankası, DTÖ) ve yurt içi otoritelerin (TCMB, Orta Vadeli Program) en güncel tahminleri ışığında 2026 ve 2027 yıllarına dair öngörüleri değerlendirmektedir.

Makalenin son bölümünde imalat sanayiinden turizme, otomotivden savunma sanayiine uzanan on iki alt sektör için ayrı ayrı durum tespiti ve görünüm analizi sunulmaktadır.

Çalışmada kullanılan tüm sayısal veriler, metin içinde belirtilen kurumsal kaynaklara dayanmakta olup tahmin niteliğindeki rakamların yüksek belirsizlik içerdiği unutulmamalıdır.

1. BİRİNCİ BÖLÜM: DÜNYA EKONOMİSİ
1.1. Son Üç Yılın Tespitleri (2023-2025): Şoklara Rağmen Direnç

2023-2025 dönemi, küresel ekonomi açısından ‘beklenenden dirençli ama trendin altında’ bir büyüme hikâyesi olarak özetlenebilir.

Piyasa döviz kurlarıyla ölçüldüğünde dünya ekonomisi 2023’te yüzde 2,8, 2024’te yüzde 2,9 ve 2025’te yine yüzde 2,9 büyümüştür (Dünya Bankası, Küresel Ekonomik Beklentiler, Haziran 2026). Satın alma gücü paritesiyle hesaplayan IMF’ye göre ise küresel büyüme 2024’te yüzde 3,5, 2025’te yüzde 3,4-3,5 düzeyinde gerçekleşmiştir.

Bu oranlar, 2000-2019 ortalaması olan yüzde 3,7’lik trendin belirgin biçimde altındadır ve dünya ekonomisinin ‘düşük büyüme platosuna’ yerleştiğini göstermekte ve işaret etmektedir.

Dönemin ilk dikkat çekici tespiti, sıkı para politikalarına rağmen resesyonun önlenebilmiş olmasıdır.

Bu dönemde;

  • ABD Merkez Bankası (Fed) politika faizini 2023’te yüzde 5,25-5,50 aralığına kadar yükseltmiş,

  • Avrupa Merkez Bankası (ECB) mevduat faizini yüzde 4,0’a çıkarmış;

  • Buna rağmen ABD ekonomisi 2023’te yüzde 2,9, 2024’te yüzde 2,8 gibi güçlü oranlarda büyüyerek ‘yumuşak iniş’ senaryosunu büyük ölçüde gerçekleştirmiştir.

  • Avro Bölgesi ise enerji şokunun ve Almanya’daki sanayi durgunluğunun etkisiyle 2023’te yalnızca yüzde 0,5, 2024’te yüzde 1,0 büyüyebilmiş; Almanya ekonomisi 2025’te dahi yüzde 0,2 ile durgunluk sınırında kalmıştır.

İkinci tespit, büyümenin coğrafi olarak giderek daha dengesiz dağılmasıdır. Hindistan yüzde 7’nin üzerindeki performansıyla dönemin en hızlı büyüyen büyük ekonomisi olurken, Çin resmî verilere göre yüzde 5 civarında büyümesine karşın emlak sektöründeki derin kriz (yeni konut başlangıçları 2021 zirvesine göre yüzde 75 düşmüştür), on çeyreğe yaklaşan deflasyon ve rekor düşük kredi büyümesiyle yapısal bir yavaşlama içine girmiştir. Bağımsız araştırma kuruluşu Rhodium Group, Çin’in 2025’teki gerçek büyümesinin resmî yüzde 5’e karşılık yüzde 2,5-3,0 aralığında olabileceğini öne sürmektedir; bu tartışma, küresel büyüme hesaplarındaki en önemli belirsizlik kaynaklarından biri olarak öngörülebilir.

Üçüncü tespit, 2025 yılına damgasını vuran ticaret politikası şokudur. ABD yönetiminin 2025 baharında yürürlüğe koyduğu kapsamlı ‘karşılıklı’ tarifeler, ortalama efektif ABD tarife oranını yüzde 17 civarına, yani 1946’dan bu yana görülmemiş düzeylere taşımıştır. Bunun sonucunda Çin’in ABD’ye ihracatı Nisan 2025’ten itibaren aylık bazda yüzde 20-30 gerilemiş; ancak Çin ihracatını AB, ASEAN ve Afrika pazarlarına yönlendirerek 2025’te 1 trilyon doları aşan rekor bir dış ticaret fazlası vermiştir. İlginç biçimde, tarife öncesi öne çekilen siparişler ve yapay zekâ donanımı ticaretindeki patlama sayesinde küresel mal ticareti hacmi 2025’te yüzde 4,6 ile beklentilerin çok üzerinde artmıştır (DTÖ, Mart 2026). ABD Yüksek Mahkemesi’nin 20 Şubat 2026 tarihli kararıyla IEEPA’ya dayalı tarifelerin iptal edilmesi ise ortalama efektif tarife oranını yüzde 9 civarına indirmiş, ancak yönetimin tarifeleri farklı yasal dayanaklarla (Madde 232 ve 301) yeniden inşa etme girişimi ticaret politikası belirsizliğini canlı tutmaktadır.

Dördüncü tespit, küresel dezenflasyonun 2025 sonuna kadar kaydettiği mesafedir. Küresel enflasyon 2022’deki çift haneli zirvesinden 2025’te yüzde 3,3-4,1 bandına (kuruma göre değişmektedir) inmiş; gelişmiş ekonomilerde yüzde 2,5’e kadar gerileyerek merkez bankalarına faiz indirimi alanı açmıştır. Fed 2024 sonundan itibaren faizleri kademeli olarak yüzde 3,50-3,75 aralığına, ECB (Avrupa Merkez Bankası) mevduat faizini yüzde 2,0’a indirmiş; Brent petrolün 2025 ortalamasının 69 dolara kadar gerilemesi bu süreci desteklemiştir.

Kurum / Ölçüt 2023 2024 2025 2026T 2027T
IMF (SGP ağırlıklı, Tem. 2026) 3,3* 3,5 3,5 3,0 3,4
Dünya Bankası (piyasa kuru, Haz. 2026) 2,8 2,9 2,9 2,5 2,8
OECD (Haz. 2026) 3,4 2,8 3,1
DTÖ – mal ticareti hacmi 0,4 3,8 4,6 1,9 2,6

Tablo 1. Küresel büyüme ve ticaret: gerçekleşmeler ve tahminler (%). T: tahmin. (*) 2023 IMF verisi yaklaşıktır. Kaynaklar: IMF DEG Temmuz 2026 Güncellemesi; Dünya Bankası KEB Haziran 2026; OECD Ekonomik Görünüm Haziran 2026; DTÖ Mart 2026.

1.2. 2026’nın Kırılma Noktası: Enerji Şoku ve Enflasyonun Geri Dönüşü

2026 yılının küresel ekonomik hikayesini tek bir gelişme domine etmektedir: Şubat sonunda başlayan İran savaşı ve ardından gelen enerji arz şoku.

28 Şubat 2026’da başlayan çatışmaların ardından İran’ın 4 Mart’ta Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması, 18 Mart’ta Katar’ın Ras Laffan LNG tesisine yönelik saldırı ve Kızıldeniz’de yeniden başlayan Husi saldırıları, küresel enerji ve taşımacılık piyasalarında sert bir şok yaratmıştır. Savaş öncesinde 72 dolar civarında seyreden Brent petrol, mart ayında 120 doların üzerine fırlamış; Avrupa doğal gaz fiyatları (TTF) 60 avro/MWh’ye, Asya spot LNG fiyatları yüzde 140 artışla rekor seviyelere yükselmiştir. 17 Haziran’da varılan ateşkes mutabakatıyla petrol temmuz başında 76 dolara kadar gerilemiş olsa da, 8 Temmuz’daki yeni ABD saldırılarıyla ateşkesin kırılganlığı ortaya çıkmıştır.

Dünya Bankası 2026 Brent ortalamasını 94 dolar, IMF 89 dolar öngörmektedir ki; bu, 2025 ortalamasına göre yüzde 30-36’lık bir artış anlamına gelmektedir.

Enerji şokunun ilk makro sonucu, küresel dezenflasyonun tersine dönmesi olmuştur. Bu bağlamda;

  • IMF Temmuz 2026 Güncellemesi’ne göre küresel enflasyon 2025’teki yüzde 4,1’den 2026’da yüzde 4,7’ye yükselecektir.

  • OECD, G20 enflasyonunu yüzde 4,0 öngörmekte, kesintinin uzaması hâlinde bunun üzerine 0,4 puan daha eklenebileceğini hesaplamaktadır.

ABD’de tüketici enflasyonu Mayıs 2026’da yüzde 4,2’ye, Avro Bölgesi’nde yüzde 3,2 ile Eylül 2023’ten bu yana en yüksek düzeye çıkmıştır.

Bunun para politikasındaki karşılığı tarihsel bir dönüşe sebep olmuştur:

  • ECB (Avrupa Merkez Bankası) 11 Haziran 2026’da yaklaşık üç yıl aradan sonra ilk kez faiz artırarak mevduat faizini yüzde 2,25’e çekmiş,

  • Japonya Merkez Bankası politika faizini 1995’ten bu yana en yüksek düzey olan yüzde 1,00’e yükseltmiş,

  • Fed ise faizleri yüzde 3,50-3,75’te sabit tutarken haziran projeksiyonlarında 2026 sonu medyan beklentiyi faiz artırımı ima edecek şekilde yukarı revize etmiştir.

Küresel faiz indirimi döngüsü, bu görünümüyle fiilen sona ermiş veya askıya alınmış durumdadır, denilebilir.

İkinci sonuç, büyüme tahminlerindeki eşgüdümlü aşağı yönlü revizyonlardır.

  • Dünya Bankası, 2026 küresel büyüme tahminini yüzde 2,5’e indirmiştir ki bu, gerçekleşmesi hâlinde COVID-19 resesyonundan bu yana en zayıf yıl anlamına gelecektir; kuruluş, enerji kesintilerinin derinleşmesi ve finansal stresin eşlik etmesi hâlinde büyümenin yüzde 1,3’e kadar gerileyebileceği bir kötümser senaryo da yayımlamıştır.

  • OECD, ‘zaman sınırlı kesinti’ senaryosunda 2026 için yüzde 2,8 ve 2027 için yüzde 3,1 öngörürken, ‘uzayan kesinti’ senaryosunda bu oranların sırasıyla yüzde 2,1 ve yüzde 1,8’e düşeceğini hesaplamaktadır.

  • IMF ise küresel büyümeyi 2026’da yüzde 3,0’a yavaşladıktan sonra 2027’de yüzde 3,4’e toparlanan bir patika üzerine oturtmaktadır.

Kurumlar arasındaki ortak payda şudur: 2026 belirgin bir yavaşlama yılı, 2027 ise enerji piyasalarının normalleşmesi koşuluna bağlı ılımlı bir toparlanma yılı olacaktır.

Ekonomi 2023 2024 2025 2026T 2027T
ABD 2,9 2,8 2,1 2,3 2,2
Avro Bölgesi 0,5 1,0 1,4 0,9 1,2
Almanya 0,2 0,7 1,0
Çin 5,4 5,0 5,0 4,6 4,1
Japonya 0,7 -0,2 1,1 0,6 0,7
Birleşik Krallık 1,3 1,0 1,3
Hindistan 7,6 6,4 6,7
Rusya 1,0 1,1 1,1
Brezilya 2,3 1,9 2,0
Gelişmekte olan ekonomiler 4,4 3,8 4,5

Tablo 2. Başlıca ekonomilerde reel GSYH büyümesi (%). Kaynaklar: 2023-2024 Dünya Bankası KEB Haziran 2026; 2025 gerçekleşme ve 2026-2027 tahminleri IMF DEG Nisan 2026 ve Temmuz 2026 Güncellemesi. Çin 2025 verisi resmî istatistiktir; bağımsız tahminler daha düşüktür.

1.3. Küresel Temalar ve Riskler: 2026-2027
1.3.1. Yapay zekâ yatırım dalgası

Enerji şokunun gölgesinde kalan ancak orta vadede belki de daha belirleyici olan gelişme, yapay zekâ altyapısına akan sermayedir.

Goldman Sachs, 2030’a kadar küresel yapay zekâ sermaye harcamasının 5,5 trilyon dolara ulaşabileceğini, yalnızca 2026’da 500 milyar doların üzerinde yatırım yapılacağını tahmin etmekte; büyük bulut sağlayıcılarının 2027 sermaye harcamalarının 1,1 trilyon doları aşması beklenmektedir. Bu yatırım dalgası ABD büyümesinin önemli bir taşıyıcısı hâline gelmiştir; ancak finansmanın giderek artan ölçüde borçla yapılması (JPMorgan’a göre yaklaşık 4,1 trilyon dolarlık kısmı borç finansmanlıdır) ve “getirilerin henüz kanıtlanmamış” olması, IMF’nin de başlıca aşağı yönlü riskler arasında saydığı bir ‘teknoloji değerleme düzeltmesi’ ihtimalini gündemde tutmaktadır. Yarı iletken sektörünün 2026’da 1,3 trilyon dolarlık ciroyla ilk kez 1 trilyon dolar eşiğini aşması beklenmektedir (Gartner, Nisan 2026).

1.3.2. Jeopolitik kırılganlık

İran savaşının seyri, 2026-2027 görünümünün en kritik değişkenidir. İran ekonomisinin yüzde 10 civarında daralmasının yanı sıra Körfez ekonomilerinin de 2026’da sıfıra yakın büyümesi beklenmektedir. Makalemiz in hazırladığı tarih itibariyle Hürmüz Boğazı/Körfezi geçişleri savaş öncesinin yarısının altında seyretmektedir.

Rusya-Ukrayna savaşı ise dördüncü yılını doldurmuş, 2026’daki Cenevre görüşmelerine rağmen ateşkes sağlanamamıştır.

Bu tablo, savunma harcamalarının ve enerji güvenliği yatırımlarının küresel ölçekte yüksek kalmaya devam edeceğine işaret etmektedir.

1.3.3. Borçluluk, Dolar ve Finansal koşullar

Büyük ekonomilerde pandemi ve enerji krizleriyle eriyen mali tamponlar, yükselen tahvil faizleriyle birleşerek kamu maliyesi üzerindeki baskıyı artırmaktadır.

Altının Temmuz 2026’da ons başına 4.100 doları aşarak tarihî zirve bölgesinde seyretmesi, küresel güvenli liman talebinin ve enflasyon endişesinin çarpıcı bir gölgesi ve göstergesidir.

Dolar, savaşın ilk aylarında güvenli liman akımlarıyla değer kazanmış olsa da orta vadede ABD’nin ikiz açıkları ve rezerv çeşitlendirme eğilimi nedeniyle çok yıllı bir dolar zayıflama döngüsü öngören kurumsal görüşler (örneğin State Street) giderek yaygınlaşmaktadır.

Gelişmekte olan ekonomiler açısından bu tablo, yüksek yeniden finansman maliyetleri ile emtia fiyatlarındaki oynaklığın bileşimi anlamına gelmektedir.

2. İKİNCİ BÖLÜM: TÜRKİYE EKONOMİSİ
2.1. Son Üç Yılın Tespitleri (2023-2025): Dezenflasyon Programının Bilançosu

Türkiye ekonomisinin 2023-2025 dönemi, Haziran 2023’te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yönetiminde başlatılan istikrar programının çerçevesinde şekillenmiştir.

Programın üç ayağı;

  • Agresif parasal sıkılaştırma (politika faizi Haziran 2023’teki yüzde 8,5’ten Mart 2024’te yüzde 50’ye yükseltilmiştir),

  • Kademeli mali konsolidasyon ve

  • Reel kur ile asgari ücret artışlarının çıpa olarak kullanıldığı bir gelirler politikasıdır.

Üç yılın sonunda ortaya çıkan bilanço, önemli kazanımlar ile henüz tamamlanmamış bir dezenflasyonun bileşimidir.

Kazanımlar tarafında ilk tespit, enflasyondaki belirgin gerilemedir. Yıllık TÜFE artışı 2023 sonundaki yüzde 64,8’den ve Mayıs 2024’teki yüzde 75,45’lik zirveden, 2024 sonunda yüzde 44,4’e, 2025 sonunda ise Kasım 2021’den bu yana en düşük düzey olan yüzde 30,9’a inmiştir (TÜİK).

İkinci tespit, büyümenin bu sıkılaştırma sürecinde pozitif kalabilmesidir: GSYH 2023’te yüzde 5,1, 2024’te yüzde 3,2, 2025’te yüzde 3,6 büyümüş; 2025’te nominal millî gelir 63 trilyon TL’ye, kişi başına gelir 18.040 dolara ulaşmıştır. Türkiye, ulaşmış olduğu kişi başına gelir skalasıyla Dünya Bankası’nın yüksek gelirli ülke eşiğini 2025 verileriyle aşmış olmaktadır.

Üçüncü tespit, dış dengedeki iyileşmedir: 2023’te yaklaşık 40 milyar dolar (GSYH’nin yüzde 3,5’i) olan cari açık, 2024’te 10 milyar dolara (yüzde 0,8) kadar gerilemiş, 2025’te ise iç talebin ve enerji faturasının etkisiyle 25,2 milyar dolara (yüzde 1,6) genişlemekle birlikte tarihsel ortalamaların altında kalmıştır.

Turizm gelirlerinin 2025’te 65,2 milyar dolarla, ihracatın ise 273,4 milyar dolarla rekor kırması bu dengeyi desteklemiştir.

Dördüncü tespit, kamu maliyesi ve kredibilite alanındadır. Deprem harcamalarının etkisiyle 2023’te GSYH’nin yüzde 5,2’sine yükselen merkezî yönetim bütçe açığı, 2024’te yüzde 4,7’ye, 2025’te ise yaklaşık yüzde 2,9’a (1,8 trilyon TL) indirilmiştir. Genel yönetim borç stoku GSYH’nin yüzde 25’i civarında ve gelişmekte olan ülke ortalamalarının altında gerçekleşmiştir.

Bu performansı derecelendirme kuruluşları da;

  • Moody’s Temmuz 2025’te Türkiye’nin notunu Ba3’e yükseltmiş,

  • Fitch Ocak 2026’da BB- notunun görünümünü pozitife çevirmiş,

  • S&P notu BB- düzeyinde teyit etmiştir.

Beş yıllık CDS primi, Nisan 2025’teki 370 baz puanlık zirvesinden Temmuz 2026 itibarıyla 206 baz puana gerilemiştir.

Madalyonun öteki yüzünde ise programın maliyetleri durmaktadır. Reel kur değerlenmesine dayalı dezenflasyon stratejisi, ihracatçı sektörlerin — özellikle tekstil-hazır giyim gibi emek yoğun kolların — rekabet gücünü aşındırmış; imalat sanayii satın alma yöneticileri endeksi (PMI) Haziran 2026 itibarıyla 27 aydır kesintisiz biçimde 50 eşiğinin altında kalmıştır. Asgari ücretin 2026’da yüzde 27 artışla 28.075 TL’ye yükseltilmesi, açıklama tarihindeki enflasyonun altında kalarak üst üste üçüncü yılda da reel ücret baskılanması anlamına gelmiş ve programın toplumsal maliyetine ilişkin tartışmaları derinleştirmiştir. İşsizlik oranı ise yüzde 8,2-8,5 bandında, tarihsel olarak düşük seviyelerde tutunmayı sürdürmüştür. Bununla birlikte âtıl işgücünü kapsayan geniş tanımlı oranların hayli yüksek seyrettiği yönündeki eleştiriler devam etmektedir.

Gösterge 2023 2024 2025 2026T 2027T
GSYH büyümesi (%) 5,1 3,2 3,6 2,8 – 3,8 3,5 – 4,3
TÜFE, yıl sonu (%) 64,8 44,4 30,9 26 – 29 15 – 24
Politika faizi, yıl sonu (%) 42,5 47,5 38,0 ~35 (beklenti)
USD/TL, yıl sonu ~29,5 ~35,3 42,96 ~51,5 (anket)
Cari denge / GSYH (%) -3,5 -0,8 -1,6 -2,8 -2,5
Bütçe açığı / GSYH (%) 5,2 4,7 ~2,9 3,5 (hedef) ~3,0
İşsizlik oranı (%) 9,4 8,7 8,4 8,2 (Mayıs)
Turizm geliri (milyar $) 54,3 61,1 65,2 68 (hedef)

Tablo 3. Türkiye: temel makroekonomik göstergeler. 2026-2027 sütunları kurum tahminlerinin/hedeflerinin aralığını yansıtır. Kaynaklar: TÜİK, TCMB, Hazine ve Maliye Bakanlığı, IMF (Nisan 2026), OECD (Haziran 2026), Dünya Bankası (Haziran 2026), OVP 2026-2028, TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi (Haziran 2026).

2.2. 2026’nın İlk Yarısı: Dezenflasyonun Duraksaması

2026’nın ilk yarısı, programın üçüncü yılında karşılaşılan en zorlu dönem olmuştur.

Bunun üç nedeni vardır:

  • Birincisi, küresel enerji şokudur: Türkiye, yıllık 60-65 milyar dolarlık enerji ithalat faturasıyla petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artışa en duyarlı ekonomiler arasındadır. Mart 2026’daki Hürmüz kaynaklı fiyat sıçraması hem enflasyon hem cari denge kanalından ekonomiyi etkilemiş; Mart 2026’da aylık cari açık 9,67 milyar dolarla üç yılın zirvesine çıkmasına sebep olmuştur.

  • İkincisi, iç siyasi-hukuki şoklardır: Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması piyasalarda sert satışa ve Merkez Bankası’nın on milyarlarca dolarlık döviz müdahalesine yol açmıştır. Mayıs 2026’da ana muhalefet partisi CHP’nin kurultayının mahkemece iptali benzer bir türbülansa sebep olarak yaklaşık 8 milyar dolarlık ilave rezerv kullanımına neden olmuştur.

  • Üçüncüsü, bu iki şokun enflasyon beklentilerini bozmasıdır: yıllık 2026 TÜFE beklentisini, Aralık 2025’teki yüzde 30,9’dan Mayıs 2026’da yüzde 32,6’ya yükseltmiş, Haziran’da yüzde 32,1 ile sınırlı bir düzelme ile revize edilmiştir.

Bu tablo karşısında TCMB, Haziran 2025 – Ocak 2026 arasında toplam 900 baz puanlık indirimle yüzde 37’ye çektiği politika faizini, Nisan ve Haziran 2026 toplantılarında üst üste sabit tutarak indirim döngüsüne ara vermiştir. Banka, Mayıs 2026 Enflasyon Raporu’nda yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’ya, 2026 ara hedefini yüzde 24’e, 2027 hedefini ise yüzde 15’e yükseltmiş; tek haneli enflasyon hedefini fiilen 2028’e ertelemiştir.

Piyasa katılımcıları anketi ise 2026 sonu için yüzde 29,1’lik, 24 ay sonrası için yüzde 18,3’lük beklentiye işaret etmektedir.

TCMB brüt rezervleri Mayıs 2026 sonunda 159,2 milyar dolar (bunun 106 milyar doları altın) düzeyindedir; swap hariç net rezervler ise mayıs müdahalelerinin ardından 26,6 milyar dolara gerilemiş, haziranda kısmen toparlanma sürecine girmiştir.

2.3. Türkiye İçin 2026-2027 Öngörüleri

Uluslararası kuruluşların Türkiye’ye ilişkin 2026 büyüme tahminleri, enerji şoku sonrası yapılan revizyonlarla yüzde 2,8 (Dünya Bankası) ile yüzde 3,4 (IMF) arasına inmiş; hükûmetin OVP hedefi olan yüzde 3,8 ise iyimser senaryonun üst bandını temsil eder hâle gelmiştir.

2027 için yelpaze yüzde 3,5-3,8 (IMF, OECD, Dünya Bankası) ile OVP’nin yüzde 4,3’ü arasındadır.

Büyümenin kompozisyonunda 2026’da net dış talebin ve kamu harcamalarının sınırlayıcı, 2027’de ise faiz indirimlerinin yeniden başlamasıyla iç talebin destekleyici olması öngörülmektedir.

Kurum Büyüme 2026 (%) Büyüme 2027 (%) Enflasyon 2026 (%) Enflasyon 2027 (%)
IMF (Nisan 2026) 3,4 3,5 28,6 (ort.) 21,4 (ort.)
OECD (Haziran 2026) 3,1 3,8 ~15 (yıl sonu)
Dünya Bankası (Haziran 2026) 2,8 3,7
OVP 2026-2028 (Eylül 2025) 3,8 4,3 16 (hedef)* 9 (hedef)*
TCMB (Mayıs 2026) 26 (tahmin) / 24 (ara hedef) 15
Piyasa anketi (Haziran 2026) 29,1 ~18 (24 ay)

Tablo 4. Türkiye için 2026-2027 tahminleri. (*) OVP hedefleri, TCMB’nin Mayıs 2026’da yukarı yönlü güncellediği patikadan önce belirlenmiştir. Kaynaklar: IMF DEG Nisan 2026; OECD Ekonomik Görünüm Haziran 2026; Dünya Bankası KEB Haziran 2026; OVP 2026-2028; TCMB Enflasyon Raporu 2026-II ve Piyasa Katılımcıları Anketi Haziran 2026.

Yukarıdaki “Öngörülerin Türkiye Ortak Çerçevesini” şöyle özetlemek mümkündür:

Temel (yukarı yönlü) senaryoda;

  • Enerji fiyatlarının 2026’nın ikinci yarısında kademeli olarak normalleşmesiyle TCMB’nin temmuz veya sonraki toplantılardan itibaren indirimlere dönmesi

  • Politika faizinin yıl sonunda yüzde 35 civarına inmesi,

  • Enflasyonun 2026’yı yüzde 26-29 bandında kapatıp 2027 sonunda yüzde 15-20 aralığına gerilemesi ve

  • Büyümenin 2027’de potansiyele (yüzde 3,5-4) yaklaşması beklenmektedir.

Kur tarafında piyasa beklentisi 2026 sonu için yaklaşık 51,5 TL/dolar düzeyinde olup reel değerlenmenin yavaşlayarak da olsa sürmesi öngörülmektedir.

Aşağı yönlü senaryonun tetikleyicilerini ise şu şekilde değerlendirmek mümkündür:

  • Orta Doğu’da çatışmanın uzayarak petrolü yeniden 100 doların üzerine taşıması,

  • İç siyasi-hukuki gerilimlerin yeni sermaye çıkışlarına ve rezerv kayıplarına yol açması ve

  • Beklentilerdeki katılığın ücret-fiyat sarmalını yeniden beslemesi.

OECD, bu koşullarda faiz artırımının dahi dışlanamayacağını açıkça not etmektedir. Buna karşılık yukarı yönlü senaryo, enerji fiyatlarının hızla gerilemesi ve not artışlarının devamıyla sermaye girişlerinin güçlenmesi hâlinde dezenflasyonun yeniden hızlanmasına ve 2027’de hem büyüme hem enflasyonda hedeflere yakınsanmasına dayanmaktadır.

3. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: TÜRKİYE ALT SEKTÖREL DEĞERLENDİRMELER

Makro görünüm, sektörler düzeyine indirildiğinde son derece heterojen bir tablo ortaya çıkmaktadır. 2025 yılında savunma sanayii, turizm, inşaat, havacılık ve e-ticaret rekor kırarken; tekstil, geleneksel imalat ve tarım belirgin biçimde daralmıştır. 2026-2027 döneminde bu ayrışmanın kısmen yumuşaması, ancak reel kur ve finansman koşullarına duyarlılığı yüksek sektörlerde; baskının sürmesi beklenmektedir.

Makalemizin takip eden, aşağıdaki on iki alt sektör için tespit ve öngörüler yer almaktadır.

3.1. İmalat Sanayii

İmalat sanayii, dezenflasyon programının maliyetini en yoğun hisseden sektördür.

İSO-S&P Global imalat PMI’ı Haziran 2026 itibarıyla 27 aydır 50 eşiğinin altındadır; Mayıs 2026’da 49,8 ile Mart 2024’ten bu yana en iyi düzeye yaklaşan endeks, Orta Doğu savaşının etkisiyle haziranda yeniden 47,1’e gerilemiş, izlenen on alt sektörden yalnızca ikisi (kimya-plastik ile kara ve deniz taşıtları) genişleme bölgesinde kalmıştır. Kapasite kullanım oranı yüzde 74,5 ile tarihsel ortalamanın altındadır.

Buna karşılık sanayi üretim endeksi, savunma, taşıt ve kimya sektörlerinin taşıyıcılığında 2025’te sınırlı da olsa pozitif kalmıştır.

2026-2027 görünümü üç değişkene bağlıdır:

  • TCMB’nin indirim döngüsüne dönüş hızı,

  • En büyük pazar olan Avrupa’daki (özellikle Almanya’daki) toparlanmanın gücü ve

  • Reel kurun seyri.

Temel (yukarı yönlü) senaryoda 2026’nın ikinci yarısından itibaren finansman koşullarının gevşemesiyle kademeli bir canlanma, 2027’de ise Avro Bölgesi büyümesinin yüzde 1,2’ye yükselmesiyle birlikte ihracat siparişlerinde belirgin iyileşme beklenmektedir; ancak reel kur değerlenmesi sürdükçe emek yoğun kollardaki yapısal kayıpların telafisi güç bir durum teşkil etmektedir.

3.2. Otomotiv

Bu dönemden, Türkiye’nin en büyük ihracat kalemi olma konumunu güçlendirerek çıkan sektör, otomotiv olmuştur.

Otomotiv sektöründe 2025’te üretim yüzde 4 artışla 1.419.464 adede, ihracat 1.057.920 adede ulaşmış; ihracat geliri yüzde 12 artışla 41,5 milyar dolarla tüm zamanların rekorunu kırmıştır (OSD, TİM). İç pazar da 1.413.903 adetlik toplam satışla rekor tazelemiştir.

Dönemin en çarpıcı gelişmesi elektrikli dönüşümdür: 2025’te tam elektrikli otomobil satışları 189.868 adede ulaşarak pazarın yüzde 17,5’ine çıkmış — bu oran birçok AB ülkesinin ve ABD’nin (yaklaşık yüzde 10) üzerindedir — ve Togg 39.020 adetle elektrikli araç önde gelen markalarından KGM, Tesla ile BYD’yi geride bırakarak elektrikli pazarının lideri olmuştur;

2026-2027 görünümünde üç unsur öne çıkmaktadır: BYD, Manisa fabrikasının 2026 sonunda devreye gireceğini açıkladığı fabrikayı açmaktan vazgeçmesi, sıkı kredi koşulları nedeniyle iç pazarın yatay-hafif aşağı seyretmesi ihtimali ve yeni nesil hafif ticari araç programlarının (Ford Otosan, Tofaş) ihracat gelirini desteklemesi.

Küresel elektrikli araç satışlarının 2025’te 20 milyon adedi ve toplam pazarın dörtte birini aşmış olması (IEA), sektörün dönüşüm yönünü teyit ettiği gibi; 2026 ve 2027’de de dönüşümün devam etmesi öngörülmektedir.

3.3. İnşaat ve Gayrimenkul

İnşaat, deprem yeniden inşası ve konut arzındaki genişlemeyle 2025’in en hızlı büyüyen sektörü olmuştur: sektörel katma değer yüzde 10,8 artmıştır.

Konut satışları 2025’te yüzde 13,6 artışla 1.760.292 adede ulaşarak tüm zamanların rekorunu kırmış; ipotekli satışlar yüzde 48,8 artmakla birlikte toplam işlemlerin yalnızca yüzde 14,1’inde kalmıştır. Sektördeki alımlarda yüzde 36’lara varan konut kredisi faizleri piyasayı hâlâ ağırlıklı olarak peşin alımlara mahkûm etmektedir.

Dikkat çekici bir tespit, nominal konut fiyatlarının (Mart 2026’da yıllık yüzde 26,4 artış) enflasyonun altında kalması, yani reel konut fiyatlarının 2023’ten bu yana gerilemeye devam etmesidir. 2026-2027 görünümü temkinli iyimserdir: 2025’te yüzde 30 artan yapı ruhsatları güçlü bir arz kanalına işaret etmekte, ertelenmiş talep ve yüksek kiralar satış momentumunu korumaktadır. Reel fiyat toparlanması ve ipotekli satışların normalleşmesi ise dezenflasyonun konut kredisi faizlerini yüzde 30’un altına taşımasına, yani büyük ölçüde 2027’ye kalmış görünmektedir. Yabancıya satışların zayıf seyri ve maliyet enflasyonu sektörün risk hanesindedir.

3.4. Turizm

Turizm, üst üste üç yıl rekor kırarak Türkiye’nin cari dengesinin ana taşıyıcısı olmuştur: gelirler 2023’te 54,3 milyar dolar, 2024’te 61,1 milyar dolar, 2025’te ise yüzde 6,8 artışla 65,2 milyar dolara; yabancı ziyaretçi sayısı 63,9 milyona ulaşmıştır.

2026 hedefi 68 milyar dolardır ve küresel konjonktür destekleyici konumda yer almaktadır: BM Turizm Örgütü’ne göre uluslararası turist varışları 2025’te yüzde 4 artışla 1,52 milyara çıkarak pandemi öncesini aşmıştır. Turizm sektöründe 2026 yılı için yüzde 3-5 büyüme öngörülmüştür.

Sektörün 2026-2027 stratejisi, sezon uzatma ve ürün çeşitlendirmesine (sağlık turizmi, gastronomi, kruvaziyer) dayanmaktadır; kişi başı harcamanın artırılması, hacim büyümesinin fiziki sınırlarına yaklaşıldığı ana destinasyonlarda kritik önemdedir.

Başlıca risk, Orta Doğu’daki çatışmanın algı kanalıyla rezervasyonlara yansıması ve bölgesel hava sahası kısıtlamalarıdır; 2026’nın ilk yarısında bu etkinin sınırlı kaldığı, ancak çatışmanın uzaması hâlinde yüksek sezona sarkabileceği değerlendirilmektedir. Reel kur değerlenmesinin Türkiye’yi Akdeniz rakiplerine kıyasla pahalılaştırması da orta vadeli rekabet gücü açısından izlenmesi gereken bir başlıktır.

3.5. Tarım ve Gıda

Tarım, 2025’i son otuz yılın en ağır bilançolarından biriyle kapatmıştır: Nisan 2025’te yaşanan ve meyve üretim bölgelerini (Malatya kayısısı, fındık, elma) vuran tarihî zirai don, üç yıllık kuraklığın üzerine binmiş ve tarımsal katma değer 2025’te yüzde 8,8 daralmıştır. Gıda enflasyonu TÜFE’nin en önemli tekil sürükleyicisi olmayı sürdürmüştür.

Haziran 2026’da yıllık yüzde 35,5 artış oranla TÜFE’nin tekil sürükleyici rolüne bürünmüş olsa da 2026 yılı, aslında güçlü bir telafi yılı olarak başlamıştır: yağışların normale dönmesiyle tahıl üretiminin yüzde 13, buğdayın yüzde 27 artışla yaklaşık 23 milyon tona, meyve üretiminin ise yüzde 58 artışla 31 milyon tona çıkması öngörülmektedir (TÜİK ilk tahminleri). Bu rekolte toparlanması, gıda enflasyonu üzerinden dezenflasyona 2026’nın ikinci yarısında ölçülebilir katkı sağlayabilecektir.

Ancak iki gölge unsur vardır: Körfez’deki savaş nedeniyle gübre ve mazot fiyatlarındaki yüzde 60’lara varan artışların girdi maliyetlerini şişirmesi (tarımsal girdi enflasyonu Mart 2026’da yüzde 34) ve iklim modellerinin 2027 için yeniden şiddetli kuraklık senaryolarına işaret etmesi. Orta vadede sulama yatırımları, sözleşmeli üretim ve verim artışı, sektörün yapısal gündemini oluşturan unsurlar arasında yer almaktadır.

3.6. Enerji

Enerji, Türkiye’nin dış dengesinin kader sektörü olmayı sürdürmektedir: ithalat faturası 2024’te 65,6 milyar dolar, 2025’te düşük petrol fiyatları ve artan yerli üretim sayesinde yaklaşık 64 milyar dolar olmuşken; 2026’daki fiyat şoku bu kalemi yeniden yukarı iter duruma gelmiştir.

Yapısal dönüşüm ise hız kazanmıştır. Kurulu güç Kasım 2025 itibarıyla 121,8 GW’a ulaşmış ve bunun yüzde 62’si (75,6 GW) yenilenebilir kaynaklardan oluşur hâle gelmiştir; güneş kapasitesi iki buçuk yılda ikiye katlanarak 19,6 GW’ı aşmıştır.

Yerli üretimde Gabar petrolü günlük 81 bin varile, Sakarya gazı ilk faz kapasitesi olan günlük 9,5 milyon metreküpe ulaşmış, Göktepe-3 keşfiyle rezervlere 75 milyar metreküp eklenmiştir.

2026 yılı, sektör için gerçek bir dönüm noktasıdır: Akkuyu Nükleer Santrali’nin ilk ünitesinin 2026 sonbaharında elektrik üretimine başlaması, Sakarya’nın ikinci fazının devreye alınması ve BOTAŞ’ın uzun vadeli LNG anlaşmalarıyla (BP, Cheniere, ENI, Mercuria) arz güvenliğinin çeşitlendirilmesi planlanmaktadır.

2027 ve sonrasında Türkiye’nin hedefi,

  • Doğal gaz ticaret merkezi rolünü kurumsallaştırmak ve

  • Enerji ithalat faturasının millî gelire oranını kalıcı biçimde düşürmektir.

Küresel ölçekte yapay zekâ veri merkezlerinin elektrik talebini patlatması, nükleer ve yenilenebilir yatırım iştahını desteklemektedir; Akkuyu bu küresel ‘nükleer rönesans’ dalgasıyla uyumlu bir proje olarak öne çıkmaktadır.

3.7. Bankacılık ve Finans

Bankacılık sektörü, sıkı para politikasının marj baskısına rağmen 2025’i güçlü bir bilançoyla kapatmıştır:

  • Sektör net kârı yüzde 42,7 artışla 940,2 milyar TL’ye (yaklaşık 21,6 milyar dolar) ulaşmış,

  • Aktifler 47 trilyon TL’yi, krediler 23,1 trilyon TL’yi bulmuş;

  • Takipteki alacak oranı yüzde 2,47,

  • Sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 19,7 ile

  • sağlıklı düzeylerde kalmıştır (BDDK).

2026’nın ilk çeyreğinde kârlılık ivmesi sürmüş, aktifler 50 trilyon TL’yi aşmıştır.

Sermaye piyasalarında ise dikkat çekici bir yeniden fiyatlama yaşanmaktadır:

  • 2023-2024’te nominal yükselişine rağmen reel getirisi negatif kalan BIST 100, dezenflasyon ve not artışı beklentileriyle Şubat 2026’ya kadarki on iki ayda yüzde 43 yükselmiş, tarihinde ilk kez 14.500 puanı aşmış; savunma hisseleri (Aselsan yıllık yüzde 272) ralliye öncülük etmiş ve

  • yabancı girişleri Ocak 2026’da yeniden başlamıştır.

2026-2027 görünümü, faiz indirimlerinin yeniden başlamasıyla fonlama maliyetlerinin gerilemesine ve kredi-mevduat makasının açılmasına dayalı bir marj toparlanması öngörülmektedir; bireysel ve KOBİ segmentlerinde takip oranlarının ılımlı biçimde yükselmesi beklenmekle birlikte sistemik risk düşük değerlendirilmektedir. Kredi büyüme sınırlamalarının dezenflasyon tamamlanana dek korunması muhtemel bir durum teşkil etmektedir.

3.8. Perakende ve E-Ticaret

Perakende, yüksek faize rağmen 2024-2025’te şaşırtıcı bir hacim direnci göstermiş; ancak 2026’ya girilirken TCMB’nin de tespit ettiği üzere iç talep belirgin biçimde soğumuştur.

Sektörün yıldızı e-ticarettir: Ticaret Bakanlığı verilerine göre e-ticaret hacmi 2025’te yüzde 52,2 artışla 4,57 trilyon TL’ye (yaklaşık 115,5 milyar dolar) ulaşmış, yaklaşık 6 milyar sipariş gerçekleşmiş ve e-ticaretin toplam ticaretteki payı yüzde 19,5’e çıkmıştır. Enflasyondan arındırıldığında bu oran, yüzde 15-16’lık reel büyümeye karşılık gelmektedir. E-ticaret yapan işletme sayısı 634 bine yükselmiştir.

2026-2027’de çift haneli reel e-ticaret büyümesinin sürmesi, fiziki perakendede ise asgari ücret kaynaklı maliyet artışları ile yavaşlayan nominal ciro büyümesinin kâr marjlarını sıkıştırmaya devam etmesi beklenmektedir. Kamunun mikro ihracat ve e-ihracat teşvik programları, Körfez, Afrika ve Avrupa pazarlarına dönük sınır ötesi satışları sektörün yeni büyüme kanalı hâline getirmeyi hedeflemektedir.

Dezenflasyonun ilerlemesi hâlinde 2027’de reel ücretlerdeki toparlanma, geniş tabanlı tüketim talebini yeniden canlandırabilecek bir yol göstermektedir.

3.9. Teknoloji ve Bilişim

Bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü, 2025’te 2,1 trilyon TL büyüklüğe ulaşmış; yazılım segmenti yüzde 124’lük artışla 761 milyar TL’ye çıkarak en hızlı büyüyen kol olmuştur (TÜBİSAD).

GSYH içinde bilgi-iletişim faaliyetleri 2025’te yüzde 8,0 ile en hızlı büyüyen ikinci ana sektör olmuştur.

Girişim ekosisteminde ise ikili bir tablo vardır:

  • 2025’te 306 turda 589 milyon dolarlık yatırım yapılmış,

  • fintek 219,7 milyon dolarla rekor kırmış,

  • oyun sektörü 180,9 milyon dolar çekmiş;

  • buna karşılık geç aşama (C serisi ve sonrası) finansman fiilen durmuş,

  • yapay zekâ girişimleri tur sayısında lider olmasına rağmen yalnızca 36,4 milyon dolar toplayabilmiştir.

Türk kurucuların yurt dışında kurduğu girişimlerin aynı yıl 1,1 milyar dolar yatırım alması ve üç yeni ‘unicorn’ çıkarması, ekosistemin sermaye ve şirketleşme merkezinin kısmen dışarı kaydığına işaret etmektedir.

Küresel yapay zekâ yatırım dalgası — 2026’da 1,3 trilyon doları aşması beklenen yarı iletken pazarı ve 500 milyar doları aşan yapay zekâ altyapı harcaması — Türkiye için doğrudan olmaktan çok dolaylı bir fırsat konumda yer almaktadır:

  • Yazılım ihracatı,

  • Veri merkezi yatırımları,

  • Oyun stüdyoları ve

  • Nitelikli iş gücü ihracı.

2026-2027’de sektörün ana kısıtları geç aşama sermaye eksikliği, TL maliyet enflasyonu ve yetenek göçüdür.

3.10. Savunma Sanayii

Savunma sanayii, son üç yılın tartışmasız en parlak sektör hikâyesini yazmaktadır.

Savunma Sanayi ihracatı 2023’te 5,5 milyar dolardan 2024’te 7,15 milyar dolara, 2025’te ise yüzde 49’a yakın artışla ilk kez 10 milyar dolar eşiğini aşarak 10,6 milyar dolara ulaşmıştır (SSB). İmzalanan yeni sözleşme tutarları 17,8 milyar dolarla bunun da üzerindedir ve ihracatın yüzde 56’sı AB-NATO pazarlarına yapılmaktadır. 2026 ihracat hedefi 11 milyar doların üzerindedir; 2028 için 26 milyar dolar ciro ve 158 bin istihdam hedeflenmektedir.

Sektörün toplam ihracat içindeki payı 2022’deki yüzde 1,7’den yüzde 3,7’ye yükselmiş; 3.500’ü aşkın firma ve yaklaşık 100 bin doğrudan istihdamla, yüzde 82 yerlilik oranına ulaşılmıştır.

Avrupa’nın yeniden silahlanması, NATO harcama hedeflerinin yükselmesi ve Orta Doğu’daki çatışma gibi küresel konjonktür unsurları sektör için 2026-2027’de de güçlü bir talep zemini oluşturmaktadır.

Savunma sektöründeki başlıca riskler; tedarik zinciri (motor ve kritik alt sistemlerde dışa bağımlılık) ile jeopolitik ihracat kısıtlarıdır.

3.11. Tekstil ve Hazır Giyim

Tekstil ve hazır giyim, madalyonun öteki yüzüdür: reel kur değerlenmesi, asgari ücret kaynaklı maliyet artışları ve zayıf Avrupa talebinin bileşimi, sektörü yapısal bir daralmaya sokmuştur.

Birleşik ihracat 2025’te yüzde 4,4 düşüşle 26,2 milyar dolara gerilemiş (hazır giyim 16,8 milyar dolar, tekstil 9,4 milyar dolar); istihdam, Ağustos 2022’deki 1,25 milyon kişilik zirvesinden 2025’te 860 bine inerek yaklaşık 390 bin kişilik kayıp vermiştir.

AB siparişlerinin Çin, Bangladeş ve Mısır’a kayması, sorunun konjonktürel olmaktan çok rekabet gücü kaynaklı olduğunu göstermektedir.

2026-2027 görünümünde kademeli daralmanın sürmesi; buna karşılık sektörün kilogram başına 4,3 dolarlık ihracat değerine sahip teknik tekstil, fonksiyonel kumaş ve markalı ürün segmentlerine dönüşerek katma değeri yükseltmeye çalışması başlıca çıkış yolu olarak öne çıkmaktadır.

Sektör temsilcilerinin talep ettiği rahatlama — reel kurda düzeltme ve emek maliyetlerinde destek — dezenflasyon programının çıpalarıyla çeliştiğinden, kısa vadede politika kaynaklı bir dönüşün olmayacağını göstermektedir. Bu nedenle tekstil sektöründe;

  • 2027’ye kadar istihdam kaybının süreceği,

  • Ancak dönüşümü başaran firmalar için konsolidasyon fırsatlarının öne çıkması

öngörülmektedir.

3.12. Lojistik ve Ulaştırma

Lojistik ve havacılık, Türkiye’nin coğrafi konumunu ekonomik değere dönüştürmeye devam etmektedir.

Türk Hava Yolları 2025’i 24,1 milyar dolarlık rekor ciro ve 2,9 milyar dolar net kârla kapatmış; filosunu 516 uçağa çıkarmış ve 5,7 milyar dolar FAVKÖK (yüzde 23,7 marj) üretmiştir. Kargo gelirleri 3,4 milyar dolara ulaşmış, taşınan hacim yüzde 16,6 artmıştır. 2026’da yaklaşık 90 yeni uçağın teslim alınması ve FAVKÖK marjının yüzde 22-24 bandında korunması hedeflenmektedir.

Ticaret akımları tarafında 273,4 milyar dolarlık rekor ihracat, liman ve kara taşımacılığı hacimlerini desteklemiş; Orta Koridor (Hazar geçişli) trafiği, Rusya-Ukrayna savaşının kalıcılaştırdığı rota değişikliklerinden yararlanmayı sürdürmüştür.

Bölgesel risk unsuru, Kızıldeniz ve Hürmüz Körfezi kaynaklı navlun ve sigorta maliyeti artışlarıdır: savaş riski primleri 2026’da belirgin biçimde yükselmiş, Süveyş trafiğinin bir bölümü yeniden Ümit Burnu’na kaymıştır. Bu durum Türk limanları ve karayolu taşımacılığı için kısmen ikame fırsatı sunsa da, genel ticaret hacmini baskılayan bir maliyet unsuru durumundadır.

2027’de enerji ve güzergâh normalleşmesi hâlinde sektörün büyüme temposunu koruması beklenmektedir.

3.13. Sektörel Görünümün Özeti

Sektör 2025 Performansı 2026-2027 Görünümü
Savunma sanayii İhracat 10,6 milyar $ (+%49), rekor Güçlü – hedef 11 milyar $+, AB talebi destekleyici
Turizm 65,2 milyar $ gelir, rekor Olumlu – 68 milyar $ hedefi, jeopolitik risk saklı
Enerji Yenilenebilir payı %62; yerli üretim artışta Dönüşüm yılı – Akkuyu ve Sakarya Faz 2 devrede
Otomotiv 41,5 milyar $ ihracat, rekor; EV payı %17,5 Olumlu –iç pazar yatay
Bankacılık Net kâr 940 milyar TL (+%43) Olumlu – marj toparlanması faiz indirimine bağlı
E-ticaret 4,57 trilyon TL (+%52 nominal) Güçlü – çift haneli reel büyüme sürmesi tahmini
İnşaat-gayrimenkul Katma değer +%10,8; satış rekoru Ilımlı – reel fiyat dönüşü 2027’ye sarkabilir
Lojistik-havacılık THY 24,1 milyar $ ciro, rekor Olumlu – navlun/sigorta maliyetleri risk
Teknoloji-bilişim Yazılım +%124 (nominal); girişimde 589 milyon $ Olumlu – geç aşama sermaye kısıtı
Tarım-gıda Katma değer -%8,8 (don ve kuraklık) Toparlanma – rekolte artışı; 2027 kuraklık riski
İmalat sanayii PMI 27 aydır 50 altında Kademeli iyileşme – kur ve AB talebine bağlı
Tekstil-hazır giyim İhracat -%4,4; istihdam kaybı sürüyor Zayıf – yapısal daralma, teknik tekstile dönüşüm

Tablo 5. Alt sektörlerin 2025 karnesi ve 2026-2027 görünümü (kurum verilerinden derlenmiştir)

4.GENEL DEĞERLENDİRME ve SONUÇ

Son beş yılın ve özellikle son üç yılın verileri incelendiğinde hem dünya hem Türkiye ekonomisi için 2026’nın bir ‘stres testi’, 2027’nin ise koşullu bir ‘normalleşme’ yılı olacağı yönünde olacağını göstermektedir.

Küresel düzlemde son üç yılın ana tespiti, ekonominin art arda gelen şoklara — parasal sıkılaştırma, tarife savaşları, jeopolitik çatışmalar — beklenenden dirençli çıktığı, ancak her şokun büyüme trendini biraz daha aşağı çektiği ve toparlanmayı geciktirdiğidir.

2026 küresel büyümesinin yüzde 2,5-3,0 bandına gerilemesi ve enflasyonun yeniden yükselmesi, ‘yumuşak iniş’ başarısının kalıcı bir refah artışına henüz dönüşemediğini göstermektedir.

2027’ye ilişkin yüzde 2,8-3,4’lük toparlanma öngörüleri ise tek bir kritik varsayıma dayanmaktadır: Orta Doğu’daki çatışmanın kontrol altına alınması ve enerji fiyatlarının normalleşmesi.

Bu varsayımın gerçekleşmemesi halinde; OECD’nin uzayan kesinti senaryosundaki gibi 2027 de kayıp bir yıl olabileceğidir. Yapay zekâ yatırım dalgası, bu karamsar zeminin en güçlü karşı ağırlığıdır; ancak borç finansmanlı bir yatırım patlamasının değerleme düzeltmesiyle sonuçlanması ihtimali, 2027’nin gözden kaçırılmaması gereken risk unsurudur.

Türkiye açısından son üç yılın bilançosu, iddialı bir dezenflasyon programının ‘yarı yolu geçmiş ama hedefe varmamış’ fotoğrafıdır. Enflasyonun yüzde 75’ten 31’e indirilmesi, cari açığın ve bütçe açığının kontrol altına alınması, kredi notlarının art arda yükseltilmesi ve risk priminin gerilemesi programın somut kazanımlarıdır; buna karşılık üç yılın sonunda enflasyonun hâlâ yüzde 32 düzeyinde olması ve 30 bandını direnç konum olarak benimsemesi, reel ücret baskılanmasının sosyal maliyeti ve ihracatçı sanayide biriken rekabet gücü kaybı, programın kırılganlıklarıdır.

2026’nın ilk yarısındaki duraksama, bu kırılganlıkların dışsal (enerji şoku) ve içsel (siyasi-hukuki gerilim) şoklarla nasıl tetiklenebildiğini göstermiştir. Bununla birlikte temel senaryo hâlâ yapıcıdır: enerji fiyatlarının gerilemesi ve indirim döngüsünün 2026’nın ikinci yarısında yeniden başlamasıyla enflasyonun 2027 sonunda yüzde 15-20 bandına inmesi, büyümenin yüzde 3,5-4’e yükselmesi ve — programın en kritik eşiği olarak — konut kredisi ve yatırım finansmanı faizlerinin ekonomiyi yeniden çalıştıracak düzeylere gerilemesi beklenmektedir.

Sektörel düzlemde 2026-2027’nin ayırt edici özelliği, ‘iki vitesli ekonomi’nin sürmesi ancak vites farkının kapanmaya başlamasıdır. Savunma, turizm, havacılık, enerji ve e-ticaret küresel talep ve yapısal dönüşüm rüzgârını arkasına almış durumdadır; bankacılık ve inşaat-gayrimenkul, faiz indirimlerinin en doğrudan kazananları olacaktır; imalat sanayii ve perakende, iç talebin canlanmasıyla 2027’de toparlanma potansiyeli taşımaktadır. Buna karşılık tekstil-hazır giyim gibi emek yoğun ihracat kolları için sorun konjonktürel değil yapısaldır ve çözüm, korumacı taleplerden çok verimlilik ve katma değer dönüşümünden geçmektedir.

İç ve dış ekonomik dinamikleriyle 2026-2027 dönemi, hem dünyada hem Türkiye’de politika yapıcıların hata payının son derece daraldığı bir dönemdir. Küresel ekonomi için mesele, enflasyonla mücadele kazanımlarını jeopolitik şoklara kurban etmemek; Türkiye için ise üç yıllık programın biriktirdiği kredibiliteyi, seçimsiz geçmesi beklenen bir dönemin sunduğu pencereden yararlanarak kalıcı fiyat istikrarına dönüştürmektir.

Her iki düzlemde de 2027 sonunda görülecek tablo, büyük ölçüde 2026’nın ikinci yarısında verilecek politika kararlarının ve jeopolitik gelişmelerin ürünü olacaktır. Değişken ve hızlı gelişen konjonktürel durumlar tahminlere ilişkin belirsizliğin olağanüstü yüksek kıldığından; sunulan öngörülerin nokta tahminler olarak değil, senaryo aralıkları olarak okunması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Kısaltmalar

Kısaltma Açılımı
AB Avrupa Birliği
ABD Amerika Birleşik Devletleri
ASEAN Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (Association of Southeast Asian Nations)
BDDK Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
BIST Borsa İstanbul
BM Birleşmiş Milletler
CDS Kredi Temerrüt Takası (Credit Default Swap)
CHP Cumhuriyet Halk Partisi
DEG Dünya Ekonomik Görünümü (IMF, World Economic Outlook)
DTÖ Dünya Ticaret Örgütü
ECB Avrupa Merkez Bankası (European Central Bank)
EV Elektrikli Araç (Electric Vehicle)
FAVKÖK Faiz, Vergi, Amortisman ve Kira Giderleri Öncesi Kâr (EBITDAR)
Fed ABD Merkez Bankası (Federal Reserve)
FOMC Federal Açık Piyasa Komitesi (Federal Open Market Committee)
GSYH Gayrisafi Yurt İçi Hasıla
GW Gigavat
IEA Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency)
IEEPA ABD Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası (International Emergency Economic Powers Act)
IMF Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund)
İSO İstanbul Sanayi Odası
KEB Küresel Ekonomik Beklentiler (Dünya Bankası, Global Economic Prospects)
KOBİ Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletme
LNG Sıvılaştırılmış Doğal Gaz (Liquefied Natural Gas)
MWh Megavatsaat
NATO Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (North Atlantic Treaty Organization)
ODMD Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği
OECD Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (Organisation for Economic Co-operation and Development)
OSD Otomotiv Sanayii Derneği
OVP Orta Vadeli Program
PMI Satın Alma Yöneticileri Endeksi (Purchasing Managers’ Index)
S&P Standard & Poor’s (kredi derecelendirme kuruluşu)
SGP Satın Alma Gücü Paritesi
SSB Savunma Sanayii Başkanlığı
TCMB Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
THY Türk Hava Yolları
TİM Türkiye İhracatçılar Meclisi
TL Türk Lirası
TTF Hollanda Doğal Gaz Referans Fiyatı (Title Transfer Facility)
TÜBİSAD Bilişim Sanayicileri Derneği
TÜFE Tüketici Fiyat Endeksi
TÜİK Türkiye İstatistik Kurumu

Tablolarda geçen ‘T’ ibaresi tahmin değerini ifade eder.

Başlıca Kaynaklar

Bu çalışmadaki veriler, Temmuz 2026’nın ilk yarısı itibarıyla erişilebilir olan aşağıdaki kurumsal kaynaklardan derlenmiştir:

  • IMF, World Economic Outlook, Nisan 2026 ve Temmuz 2026 Güncellemesi; Türkiye 2025 IV. Madde Konsültasyonu (Kasım 2025).
  • Dünya Bankası, Global Economic Prospects, Haziran 2026.
  • OECD, Economic Outlook 2026/1 (‘Under Pressure’), Haziran 2026.
  • Dünya Ticaret Örgütü, Global Trade Outlook and Statistics, Mart 2026.
  • TÜİK: GSYH, TÜFE, dış ticaret, konut satışları, iş gücü ve bitkisel üretim istatistikleri (2023-2026).
  • TCMB: Para Politikası Kurulu kararları, Enflasyon Raporu 2026-II (Mayıs 2026), Piyasa Katılımcıları Anketi (Haziran 2026), ödemeler dengesi ve rezerv verileri.
  • Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığı: merkezî yönetim bütçe gerçekleşmeleri; Orta Vadeli Program 2026-2028 (Eylül 2025).
  • ABD Merkez Bankası (FOMC, Haziran 2026), Avrupa Merkez Bankası (Haziran 2026), Japonya Merkez Bankası (Haziran 2026) karar metinleri ve projeksiyonları.
  • Sektör kuruluşları: OSD, ODMD/TİM (otomotiv); Kültür ve Turizm Bakanlığı; BDDK (bankacılık); Ticaret Bakanlığı (e-ticaret); TÜBİSAD ve startups.watch (bilişim); SSB ve Defence Turkey (savunma); İSO-S&P Global (PMI); Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, SHURA (enerji); UN Tourism, IEA, Gartner, IDC, SEMI (küresel sektör verileri).
  • Finansal basın: Reuters, Bloomberg/Bloomberg HT, Financial Times, Anadolu Ajansı, Dünya, Daily Sabah, Turkish Minute, Türkiye Today, bne IntelliNews, FocusEconomics; Yale Budget Lab ve Rhodium Group analizleri.

Not: 2026 ve 2027 yıllarına ilişkin tüm rakamlar tahmin ve hedef niteliğindedir; kurumların yayın tarihleri arasındaki farklar nedeniyle aynı gösterge için farklı değerler söz konusu olabilir. Bu makale bilgilendirme amaçlıdır; yatırım tavsiyesi değildir.

Kontrol

Deprem Dönüşüm Konutlarında KDV Uygulaması: Mevzuat, İstisnalar ve Güncel Durum

Ahmet GÜZEL WRS İmperium, Yönetici, Sorumlu Ortak ÖZET Türkiye’nin aktif deprem kuşakları üzerinde yer alması, …